Haber Detayı
12 Mayıs 2017 - Cuma 00:20 Bu haber 1616 kez okundu
 
Kastamonu Kitap Fuarında Kastamonulu Yazar Aydın ILGAZ ile Söyleşimiz
Kastamonu Kitap Fuarında Kastamonulu Yazar Aydın ILGAZ ile Söyleşimiz
KÜLTÜR-SANAT Haberi
Kastamonu Kitap Fuarında Kastamonulu Yazar Aydın ILGAZ ile Söyleşimiz

 

Hocam merhabalar. Aydın ILGAZ kimdir ve derdi nedir?
 
 
     -Merhabalar. Herkesin bir derdi var bu memlekette. Biz kitabın içine doğduk, yazar ve şair oğlu olarak. Gözümü açtım daha 5 yaşında bir çocukken hapishanede idim. Sordum, ne olmuş babam ne yapmış diye, malum kötü şey yapanlar hapse girer. Babam öğretmen ve şiir yazmış.
 
                Ne demiş şiirinde?
         Uğramaz oldunuz semtine okulun,
         Palto ayakkabı yüzünden.
 
 
Demek ki o yıllarda, 2. Dünya savaşı, tek partili zaman, çocuklar okula giysileri olmadığı için gelemediler. Bu şiiri de bir öğretmen yazmamalıymış. Sonra bir yanlışlık daha yapmış, kitabın adını “Sınıf” koymuş. Yok demişler o başka sınıf. O zamanki kanun (141- 142) propaganda suçundan suçlanmış. Yayın evinin sahibi de yayın evinin adını Devrim koymuş, kitap orada basılmış ve kapağına Devrim yayınevi yazmışlar. Sonradan öğreniyorum ki; babamın bu kitabı toplatılınca, neden Devrim koydunuz diye sorulacak, yayın evi sahibi de kaçmış. Babamın ölümünden sonra bir gece yaptık, yaşlı, beyaz sakallı birisi geldi. Hani Süper Baba diye bir dizi vardı ve o dizide bir dede vardı, o dedenin adı İhsan DEVRİM. Meğerse adam soyadından dolayı Devrim kitabevi koymuş yayınevinin ismini. 40’lı yılların iktidarları bu adamlar devrim yapacak diye babamın da kitabını toplamışlar. 
 
 
Olay buradan başlıyor. Babam şiirler yazıyor, Nazım’dan (Nazım HİKMET) sonra en iyi şair oluyor, millet diyor ki yahu kardeşim, neden güle çiçeğe şiir yazmıyorsun? Sen kalkıp okurunun derdini dert ediyorsun. Bu şiiri böyle yazdığından dolayı beni de okulda ki öğretmenim sıkıştırdı biraz, senin baban niye böyle yazıyor? Güle, çiçeğe yazsa çok para kazanır ve başına hiç böyle şeyler gelmez demişti. O yüzden Hababam Sınıfı kitabını çıkarırken, babam kapağına benim okulda başım derde girmesin diye, sahibi ve yazarı Stepne diye yazdırmıştı. Stepne Dolmuş adlı bir mizah dergisinde 1.vites, 2.vites, fren ve korna gibi yazarların isimlerini saklaması ile ortaya çıkmış bir olay, babam da Dolmuş’a çalıştığı için stepne adını koymuş. Sonrasında benim yazdığımda, olur mu ya o Rus yazar dediler. Niye öyle dediler? Çünkü Rusya da Stepler vardır ya, öyle birinin ismi zannetmişler. Sonra demiş ki babam Sınıf’ın ozanıyım mimliyim, Hababam’ın yazarıyım mimliyim, kim ne derse desin çocukları çok severim.
 
 
Babam diyor ki; Sınıf dedim diye attınız içeri, Hababam Sınıfı dedim, dünya çapında bir yazar oldum, dünya üçüncüsü seçildi benim kitaplarım ve milyonlarca kere basıldı. Ama burada bir serzenişte bulunacağım; bu kadar üne kavuşan ve mütevazi bir adam olan babam, her yerde ben Cideliyim der ve Kastamonuluyum der. Sorsalar nerede yazdın bu kitabı (Hababam Sınıfı), konusu nerede geçti deseler; Abdurrahman Paşa Lisesi’nde.. Lise 1 ve 2. Sınıfları okudum, babam öldü parasız kalınca, parasız yatılı okulu muallim mektebinde yatılı kaldım ve o yüzden de Hababam sınıfı burada geçmiştir. Orada kullanılan isimlerin çoğu; mesela Öküz Ahmet diye bir arkadaşı var, ayıp olur diye ve çok çalışkan ve başarılı bir öğrenci olduğu için, İnek Şaban der. Ama filmdeki inek Şaban tam tersi hayvana benzer. Hatta çok da aşar kendini ki; babamın kitabında yoktur o. Müfettiş sorar; kimsin sen? Hz Şaban, der. Bu gibi yanlış yazı ve filmler yanlış çağrışımlar yapar. Mesela İnek Şaban gerçekten çok başarılı bir öğrenci, bilirsiniz biz sınıfta çok çalışana inek deriz. Siz kalkıp İnek Şaban’a sınıfta möö dedirtirseniz buna babam da kızar. Onun için babam o filmlerin hiçbirini beğenmez ve izlememiştir de.
 
İnek Şaban’ın dışında filmde damat Ferit diye bir karakter vardır, yapımcı kendi oğlunun adını öne çıkarmak için, role monte etmiştir, kitapta öyle bir adam yoktur.
 
 Şimdi bunları konuşurken, biliyorsunuz bizim ülkemizde olay ters başlar. Bin bir gece dizisi var herkesin bildiği ve bu dizinin yapıldığı kitap hiç de dizideki gibi değildir hatta uzaktan yakından alakası yoktur.
 
 
Hocam sizce fuar nasıl geçiyor?
 
 
-Bundan iyisi olmaz. Burada eksiklerimiz oldu ama bu eksikleri  en güzel dolduran ve kapatan ise bizim halkımız oldu. Klasik sözcükler vardır, tozludur vs. Bir kere acemi olduğumuz bir şeyi bu kadar hoşgörü ile karşılamak ve son günlerde olan aşırı ilgi, bütün olumsuzluklara rağmen, afiş yoktu, duymadık gibi şikayetler olsa da, kendisinin görmediği bir şeyi bize yok diye söylüyor, ama aslında var. Her ne olursa olsun şimdi herkes birbirine söyledi ve seneye çok kalabalık olacak. Fuarı keyifli hale getirenler, kitabı sevenlerdir. Bana kimse demesin Kastamonu halkı kitap okumaz! Kastamonu halkının kitap okuyup okumadığını bile bilecek kadar bilgi sahibi değiliz. Sen kalkıp bu halk adam olmaz, der gibi bu halk kitap okumaz, diyemezsin. Sen bu halkın okuyup okumadığını nerden biliyorsun? İşte dediler ki köylere kasabalara haber gitmemiş, ben de buraya gelen bir hocama sordum siz yatılı bölge okulundan geliyorsunuz, nasıl geldiniz diye, biz internette gördük, yazı yazdık dilekçe verdik gelebilir miyiz diye ve geldik, dedi. Şimdi niyeti iyi olan nasıl olsa geliyor.  Şimdi şu duvarın yan duvarında oturup gelmeyenler bilmiyoruz diyor.
 
 
Şimdi böyle şeyler bahane olmasın; kitap fuarı açılırsa bu halk gelir. Yağmur da kar da olsa gelirler. Yeter ki yöneticiler kitap fuarına öncülük etsin. Ben burada bir şey gördüm ve gazetede de aynı şeyi söyledim; demek ki yöneticilerimiz bu fuara evet dedi ve bu fuar oldu.
 
 
Siz Rıfat ILGAZ’ı yaşatmaya devam ediyorsunuz ve aynı zamanda rahmetli babanız gibi siz de Kastamonu âşığısınız. Kastamonu ile ilgili eksik görüp “şu olsa” dediğiniz ve dertlendiğiniz şey nedir?
 
 
-Görkemli bir anıt resmi göstererek bize sözlerine şöyle devam etti Aydın ILGAZ;
Babam bu anıtı gördüğünde hemen bir fotoğraf çekiniyor. Babamın abisi vardı, İsmail abisi. Hiç görmemiş. Babam doğduğunda abisi Çanakkale’de savaşıyormuş ve hiç görmemiş. İsmail amcam şehit olmuş. Bu gördüğünüz anıtta 1989 şehitten biri de amcam. Şimdi biri kalkıp da Rıfat ILGAZ Kastamonulu değildir derse ve ısrar ediyorsa, demek ki bizim Kastamonulu olduğumuzdan rahatsız olan ve bunu konu edecek kadar gündeme getirenler var. Ilgaz soyadını babam babasından almamış. Soyadı kanunu çıkınca her memur maaşını almak için bir soyadına sahip olması gerekiyor o günlerde. Babam da kendine en uygun ve layık gördüğü soyadını kendisi seçti, ILGAZ.  Cide’de doğmuş, Kastamonu’da okumuş ve soyadı ILGAZ olan bir adama kalkıp da Kastamonulu değil, Bartınlı imiş gibi laflar söylüyorlar. Bunu diyenlere ben de şunu diyorum; “o zaman Kastamonu hudutları Üsküdar Salacağa kadar varır” diye övünmekten vaz geçin. Demek ki o bölgede yaşayan insanların hepsi Kastamonulu. Böyle ayrım gayrım başlatarak bir yere varılamayacağını ben size bir örnekle anlatmaya çalışayım. Bartın Zonguldak’a bağlı idi, sonradan il oldu. Şimdi Zonguldaklı mı yoksa Bartınlı mı diyeceğiz? 
 
Evet Rıfat ILGAZ buralıdır, Kastamonuludur.
 
 
Kastamonu her güzelliğin kıskanıldığı gibi kıskanılası bir şehir. Kastamonu arazisi olmadığı için çareyi okumakta bulmuş. Şükrü ELEKDAĞ gibi dünya çapında, Washington büyükelçisi.. Hàlen köyüne gittiği vakit berber çırağının oğlu diye anılıyor. Biz övünüyoruz, berber çırağı Şükrü ELEKDAĞ’ın oğlunun oğlu Şükrü ELEKDAĞ Fransa’da evlendiği karısını köyüne getiriyor. O yüzden ne olur güzelliklerimize sahip çıkalım, altına kezzap döküp bir çınarı kurutmayalım.
 
 
Rıfat ILGAZ’ın talihi Kastamonu’nun talihine benziyor diyebilir miyiz?
 
 
-Evet aynen öyle. Ben size bir şey söyleyeyim; Rıfat ILGAZ şayet unutup gitmiş olsa idi Sarı Yazma ve Halime Kaptan romanını yazmazdı. Halime Kaptan Cideli bir kadın kaptanın hayatını anlatıyor. Halime Kaptan İnebolu’ya Sivastopol’dan  silah kaçırmıştır. Oradaki kağnılar İnebolu’dan Afyon’a doğru giderken, Cideli bir kadın kaptanın getirdiği bir silahla, mermiyle savaşı kazanmışızdır, çorbada tuzu vardır. Halime kaptanı bile öne çıkarmıyorsunuz. Biz her öğrenciye bu kitabı bedava dağıttık. Karnesini gösteren her öğrenciye bu kitabı hediye ettik, ülke genelinde bir buçuk milyon dağıtıldı.. Bu kitap Adana kitap fuarında iken Adıyaman’dan iki öğretmen gece boyu çocuklarla yolculuk ederek gelmiş. Çocuk “ben bu kitabı okudum” dedi (Halime Kaptan), ben de başka hangi kitabı okudun diye sordum, bizim okulumuzun kütüphanesi yok, evde sadece bu kitap var bir de Kuran-ı Kerim var, deyince çok duygulandım. Şimdi 1,5 milyon çarpı 4 kişi 6 milyon eder. Ben Kastamonu’yu altı milyon kişiye tanıtmışım demek ki. Bize Kastamonulu değil, diyenler bunun yarısı kadar tanıtım hizmeti yaptık derlerse ben onları alkışlayacağım.
 
 Kitap fuarında Kastamonulu yazarlara halkın ilgisi nasıl?
 
-Sözüm, tabirim yanlış anlaşılmasın, ama bu güzel ve değerli insanları vitrine koyanlar iyi olsa bu insanlar parlar. Yaşar KEMAL Rıfat ILGAZ için diyor ki; biz Adana’nın bozkırından yola çıksak Karadeniz’de Rıfat ILGAZ ile karşılaşırız. Demek ki Adana’da Yaşar KEMAL, Orhan KEMAL, Karadeniz de Rıfat ILGAZ. Bunu baba dostu, arkadaşı Can YÜCEL der ki; Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın, eteklerinde kitaplar. Bunu yazarlar ve şairler söylüyor. 
 
 
Rıfat ILGAZ’ın en büyük özelliği; (bunu yayıncısı olarak söylüyorum, babam olarak söylemiyorum.) 7 yaşındaki okuma bilen çocuğa kitabı vardır: Bacaksızlar, biraz büyüdüğü zaman apartman çocuklarına: Halime Kaptan, biraz büyüdükçe: Sarı Yazma, Karartma Geceleri, Karadeniz’in Kıyıcığında, Yıldız Karayel’i okur, o arada şiire gönül vermişse on iki tane de şiir kitabı var onları okur. Çocuk için, emekliler için, yetişkinler için, hâsılı yedisinden yetmişine herkese vardır. Ayıptır söylemesi, ama Türkiye’de bu kadar verim zor bulunur.
 
            Bir şiirinde der ki;  
 
 
            İşte geldim gidiyorum,
            Altımda kuru bir tabut,
            Tacım tahtım sana emanet.  
 
 
(Gülerek şöyle dedi: Yani resmi olarak noterden tescilli babamın adına söz sahibiyim.)
 
Dolayısıyla ben fuarda oturduğum anda; Adana’da, İzmir’de, Denizli’de ve birçok yerlerde çok fazla kitap imzalarım. Tuvalete bile giderken çocuklar; Aydın abi ne olur fazla oyalanmadan gel çok sıra oluyor, derler. Bunları katiyen övünmek için söylemiyorum, hem  kitaba olan sevgiyi hem de Kastamonu’dan yetişmiş bir yazarın başarısını anlatmak için söylüyorum.
 
 
Bacaksızlar da hep Cide’yi anlatır. Bütün eserleri Kastamonu, Kastamonu, Kastamonu. Sarı Yazma Türkiye’nin her yerinde sevilen sembolüdür. Yazma idi adı. Bartın’ın yazmasına ne deniyor ki; Siyah yazma mı beyaz yazma mı? Yazma yazmadır. Ama sarı yazma Cide’nindir ve Rıfat ILGAZ’ın romanından gelmedir. Baktım, Tokatlılar baskısını yapmaya başladı. Dedim; hem isim hem baskı hakkını biz alalım ve aldım. Yani şu anda bizim iznimiz olmadan basamazlar. Basarlarsa korsan olur çünkü telif hakkı bize ait. Bizim bundan bir gelir beklentimiz yok. 
 
İsterim ki sarı yazmayı küçük çocuklar bassın ve üretsin. Fuarlarda sempozyumlarda satılsın ve bundan elde edilen gelir bir fonda toplansın ve burada biriken para Kastamonu ve çevresindeki üniversitelere dağıtılsın. Ben şuna razıyım: Burada Kastamonu’da okul yurtları bile 500-600-700 lira. Bazıları zorlandıklarından söz ediyor. 
Bu memlekette okuyana iş yok, diyenler var maalesef. Ben okuyana iş imkanı sağlamak istiyorum. Bu sebeple iyi bir şey için yola çıkılabilir. Samimi olanlar ile yola çıkmak gerekir. Babamın bir vasiyeti vardır: Sakın ha vakıf falan kurma, beni batırma. Vakfın başında seni tutarlar, altını götürürler, dedi. O yüzden bunun bir biçimi vardır, kooperatif gibi olabilir ama bu bir akarsu gibidir. O yazma ile şu kitabı da verirsen daha bir anlamlı olur. İşte benim hikayem bu.
Son olarak Aydın ILGAZ kimdir dersen;
 
 
              Elim birine değsin,
              Isıtayım üşüdüyse
              Boşa gitmesin son sıcaklığım!
 
 
Bu, babamın son şiiridir. Vefatından sonra bulduğum üç dize bir şiir. Ama milyonlarca harf yazmış, binlerce kitabı satılmış, on binlerce, milyonlarca kere eserleri televizyonlarda, radyoda oynamış bir yazar, yaşamının son günlerinde şunu diyor; benim ısım son sıcaklığım bir işe yarasın.
 
 
Ben diyar diyar, şehir şehir gezerek babamın son sıcaklığını insanlara ulaştırmaya çalışıyorum.
Kaynak: (Haber Merkezi) - Kastamonu İlkhaber Editör:
Etiketler: Kastamonu, Kitap, Fuarında, Kastamonulu, Yazar, Aydın, ILGAZ, ile, Söyleşimiz,
Yorumlar
Haber Yazılımı