Yazı Detayı
21 Nisan 2017 - Cuma 18:54 Bu yazı 264 kez okundu
 
ÖMER FUÂDÎ HALVETÎ
Yrd. Doç. Dr Gülten KÜÇÜKBASMACI
gultengonul@gmail.com
 
 

 

Kalb odur kim arş-ı Rahman gizlene

Can odur kim anda canan gizlene

 

             Bu haftaki yazımızda Halvetî-Şabânî gelenekte yetişen onlarca edipten biri olan Ömer Fuâdî hazretlerinden bahsetmek istiyoruz. Ömer Fuâdî hazretleri, Hz. Pîr’in beşinci postnişinidir. Aynı zamanda Şeyh Şabân-ı Velî’nin menakıbını kaleme almıştır.

 

            Ömer Fuâdî, 1560 ile 1636 yılları arasında ömür sürmüştür. Asıl adı Ömer, mahlası Fuâdî’dir. Menakıpnamede anlattığına göre İstanbul’da eğitimini tamamlayan Ömer’in zahirî ilimlerle tatmin olamayıp bir müddet sonra içine aşk ateşi düşer ve derdine derman olacak kâmil bir gönül ehli arayışına girer. Bir cuma vaazında Abdülbâkî Efendi’yi dinleyince kendisine mürit olur. Üç yıl kadar Abdülbâkî Efendi tarafından yetiştirilen Ömer Fuâdî bu sırada yaşadığı hâlleri bir beyitte şöyle ifade etmektedir:

 

            Ben bela sahrasının Mecnûn’u eller bî-haber

Leylâ’yı Mevlâ’ya tebdil ettim eller bî-haber

 

            Abdülbâkî Efendi’nin 1589’daki vefatıyla posta oturan Muhyiddin Efendi’ye intisap eden Ömer Fuâdî’nin müritlik dönemi on yedi yıl sürmüştür. 1604’te Muhyiddin Efendi’nin vefatıyla dergâha şeyh olarak seçilmiş, dünyadan göçeceği 1636 yılına kadar bu makamda otuz üç yıl hizmet etmiştir. Kendisinden sonra posta Çorumlu Şeyh İsmail Kudsî hazretleri (ö. 1648) geçmiştir. Fıkıh ve fetva konusunda şöhret sahibi olmuştur. Şeyhliği sırasında fıkıh, hadis ve tefsir dersleri okutmuş, cumaları vaaz vermiştir. Mürşidi Muhyiddin Efendi’nin dileği olan Hz. Pîr’in türbesinin inşası onun devrinde gerçekleşmiştir. Kabri, Şeyh Şabân Efendi’nin türbesi içindedir.

 

            Hz. Pîr Şabân-ı Velî’nin varisi, gerçek bir mürşid-i kâmil olan Ömer Fuâdî aynı zamanda eser sahibidir. Eserlerinde tasavvufî aşkı ve irfanı Türkçe dile getirmiştir. Bu yönüyle Yûnus Emre’nin izinden giden Ömer Fuâdî otuz kadar eserin sahibidir. Bülbülüyye, Gülâbiye, Risale-i Türbename, Risale-i Aseliyye, Beyanü’l-Esrâr, Risale-i Halvet, Risale-i Habiyye, Risâle-i Hayâtiyye, Makâle-i Ferdiyye Risâle-i Virdiyye, Muslihu’n-Nefs, Risâle-, Müselselat, Risale-i Zikr, Risale-i Cevabiye, Devran-ı Sufiye, Silsilename, Şerh-i Vird-i Yahya, Terceme-i Miyaru’t-Tarika, Sadefiyye, Kaside-i Pendiyye, Mecmua-i İlâhiyat eserlerindendir. Eserlerinin bir kısmı nesir, bir kısmı nazım, bir kısmı da nazım-nesir karışık tarzda kaleme alınmıştır. Eserlerinin bazıları seyr ü sülûkla ve Şabâniye erkânıyla ilgilidir. Pek çok ilahisi bestelenmiş, kandil ve ihya gecelerinde okunmuştur. Türkçe, Arapça ve Farsça olan eserleri içinde şüphesiz en önemlisi Menâkıbname-i Şabân-ı Velî’dir.

          Şeyh Şabân-ı Velî göçtüğünde henüz dokuz yaşında olan Ömer Fuâdî gün gelip de posta oturduğunda dostlarının isteği üzerine Hz. Pîr’in menkıbelerini kaleme almıştır. Eserde yer verilen menkıbelerin bazılarına kendi şahit olmuş, çoğunu ise görenlerden ve duyanlardan dinlemiştir. “Menâkıb-ı Şa’bân-ı Velî” adıyla 1604 yılında yazılan eserin on dokuz nüshası bulunmaktadır. Eser 1877’de “Menâkıb-ı Şerîf-i Pîr-i Halvetî Hazret-i Şa’bân-ı Velî” adıyla ve yazarın “Türbenâme” adlı eseriyle bir arada Vilayet Matbaası tarafından bastırılmıştır. Beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde velilik ve keramet ile ilgili bilgiler, ikinci bölümde Şabân Efendi hazretlerinin silsilesi, üçüncü bölümde Seyyid Sünnetî Efendi’nin menkıbeleri yer almaktadır. Dördüncü bölümde Hz. Pîr’in hayatı ile ilgili bilgilere ve Şeyh Şabân-ı Veli hakkında gerek hayattayken, gerek vefatında ve vefatının hemen ardından oluşan menkıbelere yer verilmiştir. Beşinci bölüm Hz. Pîr’in kendilerinden sonra seccadelerine oturup irşat eden dört halifesinin (sırasıyla Osman Efendi, Hayreddin Efendi, Abdülbâki Efendi, Muhyiddin Efendi) menkıbelerini içermektedir. Ömer Fuâdî hazretleri naklettiği menakıp ve kerametlerin Hz. Pîr’in hayattayken olan hâlleri olduğunu ve hepsinin de bu kadar olmadığını, kimisini menakıpnameyi yazdıktan sonra duyduğu için yazamadığını söyler. 18. yüzyıl mutasavvıflarından İbrahim Hâs eseri “gâyet latîf” olarak değerlendirmektedir. Eser akıcı ve devrine göre anlaşılır bir üslupla kaleme alınmıştır. Layiha, ayet ve hadislerle düzenlenerek, beyitlere, şiirlere yer verilmiştir. Menakıpnamelerin tasavvuf tarihi ve edebiyatıyla ilgili unutulan, sembolik düşünce ve davranışın anlaşılması için de önemli ipuçları verdiklerini ve kültür çalışmaları açısından da çok önemli olduğunu burada belirtelim.

         Tasavvufî gelenekte sûfîler kendi tecrübelerinin sonra gelenlere yol göstermesi için şiiri bir vasıta olarak görmüşlerdir. Mecmua-i İlâhiyât’ı bulunan Ömer Fuâdî’nin şiirleri de bu amaca hizmet etmektedir. Şiirlerinde şekle değil öze önem vermiştir. İrfânî yönden derinlikli şiirlerdir. Söylediklerini âyet ve hadislerle delillendirmiştir.

         Dertlileri,

         “Derviş Ömer eyle sada

          Âşıklara eyle nida

          Yol göstere bize Huda

          Gel gidelim aşk iline” diyerek aşk yoluna davet eden şair;

 

        “Hak yolunda sadık isen

         Hakk’a kurban eyle canın

         Sen de gerçek âşık isen

         Hakk’a kurban eyle canın” diyerek Hak yolculuğunun her şeyden önce sadakati, samimiyeti ve azmi gerektirdiğini söyler. Bununla birlikte gerçek mürşidi bulmak çok önemlidir. Zamanın tekkelerinde pek çok mürşit vardır, amma mürşid-i hakiki binde birdir:

         “Hankâh-ı dehr içinde ârif-i ehl-i fenâ

          Bulunur gerçi Fuâdî kâmil amma binde bir”

 

         Yolu gerçek mürşide uğrayanlar ise âleme sultan olur:

        “Can ilinde hal olan sultanı bulsan şan ile

         Âleme sultan olurdun erişip ferman-ı Hak”

 

         Ömer Fuâdî, Risale-i Türbename adlı eserinde 1611/1612 yılarında tamamlanan Şeyh Şabân-ı Velî’nin türbesinin yapılışını anlatır. Eserde türbenin Şeyh Muhyiddîn Efendi’nin arzusu olduğu, bu arzunun gerçekleşmesinin kendisi dönemine nasip olduğu, türbenin inşası sırasında yaşananlar anlatılmıştır. Türbenin inşasına başlandıktan bir süre sonra inşaata yardım eden Ömer Kethüda’nın katli ile inşaat iki yıl kadar durmuş ve harabeye dönmüştür. Halktan gelen yardımlarla inşaatı tamamlamak mümkün olmuştur. Makbuz karşılığında alınan bu yardımlar için bir defter de tutulmuştur.

         Sadefiyye’de kendi tecrübelerinden yola çıkarak nefsin yedi mertebesi hakkında bilgi veren Ömer Fuâdî, Pendiyye’de döneminde yaşanan sosyal problemlere dair çözüm yollarından bahseder. Yaşadığı zaman ve mekânda nefsinin emrine giren ve ulü’l-emre  itaat etmeyen, bozguncu insanların toplum düzeninin bozduğundan bahseder ve “Zamanenin fetreti eğrilerin şerridir / Hayırlıya ol karîn al sana doğru haber” diyerek hayırlı insanlara yakın olunması gerektiği nasihatinde bulunur.

           Bülbüliyye’de ise ilahi aşk ve irfandan, Risale-i Halvet’te halvet adabı ve mertebeleri gibi halvetle ilgili konulardan, Risale-i Zikir’de zikrin önemi ve faziletinden bahseder. Silsilenâme’de Şabâniye silsilesine yer verir. Şerh-i Vird-i Yahya’da Yahya Şirvânî’ye ait günlük virdin tercümesi ve şerhi yapılır.

           Ömer Fuâdî şiirlerinde ve nesirlerinde Hak ve hakikat yolunu, ilahi aşkı yaşamayı tavsiye etmiş; bu hayatın nasıl yaşanması gerektiğini anlatmıştır. Bunu yaparken de döneminin ortalama bir eğitim almış insanının anlayabileceği bir dil kullanmıştır. Şiirlerinde mahalli kullanım ve söyleyişlere de rastlanmaktadır.

           Şeyh Şabân-ı Velî menkıbelerinin ve Şabânîlik ile ilgili geleneğin ilk elden günümüze ulaşmasında önemli bir yere sahip olan Ömer Fuâdî Kastamonu için önemli bir değerdir. “Edegör kemliğe iyilik Fuâdî”, “Kalbin et sultan-ı aşka taht-gâh”, “Olmak istersen cihanda sen de merd/Ehl-i derd ol ey Fuâdî ehli derd” diyerek insanî, evrensel ve ilâhî değerleri savunan Ömer Fuâdî’nin tanıtılması, bilinmesi, eserlerinin günümüz gençlerine ulaştırılması Kastamonu’nun hazrete karşı bir vefa borcudur.

         O, Bülbüliyye’sinde;

        “Hikâyetten murat temsil-i Hak’tır

         Bunu iz‘an edenler ehl-i Hak’tır”

        (Hikâye anlatmaktan murat Hakk’ı anlatabilmektir, bunu da ancak Hak ehli olanlar anlayabilir.) demektedir.

         Hazretin anlattıklarını anlayabilmek dileğiyle, ruhaniyetine selam olsun!

        Okuyalım, okutalım…

 
Etiketler: ÖMER, FUÂDÎ, HALVETÎ,
Yorumlar
Haber Yazılımı