Yazı Detayı
10 Nisan 2017 - Pazartesi 13:41 Bu yazı 469 kez okundu
 
TÜRKLER VE İSLAM
Mustafa ÇETİNKAYA
mustafacetinkaya37.29@gmail.com
 
 

Türkler’ in İslam’ la tanışma tarihi karşımıza çoğu kez 751 Talas Savaşı olarak çıksa da, aslında Türkler daha VII. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren ciddi manada Bir İslam Devleti olan Emeviler ile etkileşime geçmiş ve bu devlette çeşitli kademelerde görev almışlardır.

 

Hilafet EmeviIer’ e  geçipte, devletin hudutları doğuda genişlemeye  başlayınca, Müslüman Araplar İran’ ı çiğneyerek bir anda Ceyhun Nehrine kadar dayanmışlar ve pek tabii olarak Türklerle daha yakından temas etme imkanı bulmuşlardır. Bu çeşitli temaslar neticesinde onların, gerçekten cesur, harpçi, çok yaman döğüşen bir millet olduğunu görmüşlerdir. İşte Arap valilerinin, Türkler’ in bu milli karakterlerini anladıktan sonra, onları yeni gelişen hadiseler karşısında değerlendirmişlerdir. Türk şehirlerine yaptıkları akınlarla bir taraftan Türkler’ e çok ağır zayiatlar verdirirken, diğer taraftan 'da pek çok Türk’ ü esir alarak beraberlerinde kendi ülkelerine getiriyorlardı. Her ne kadar onlar bu yiğit Türkler’ i köle olarak satmak suretiyle çok büyük paralar kazanmışlarsa da, ilerleyen zamanda asker olarak kullanmak lüzumunu duymuşlardır. İşte Emeviler de ,Türk’ lerden oluşan ilk ordu birlikleri bu esirler ve kölelerden kurulmuştur. İşte bu esir ve kölelerden bi- ziyade cesur Türk’ler den oluşan ordu, Emevi Devleti’ ne yıllar boyunca hizmet etmiştir. Fakat bu Türk’ler in mevcut yönetim tarafından yeterince saygı, itibar ve önem gördüğünden bahsedilemez. Onlar daima bakımsız ve perişan halde bırakılmış ve ister istemez ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşlerdir. Halife Muaviye ve onun soyundan gelenler zamanında Mevali politikası izleyerek katı bir ırkçılık yapmışlar, Arap olmayan diğer milletleri yeğleyerek onları ve bilhassa himayelerinde ve çevrelerinde bulunan Türk’ leri Araplaştırmaya çalışmışlardır. Fakat bu dönem de Türkler’ in Müslümanlığa geçişi gözle görülür bir boyutta olmayıp, Abbasiler döneminde bu olay hız kazanmıştır.

 

 hilafetin şahsi çıkar ve saltanata dönüştürüldüğünü gören Ehlibeyt ve taraftarları Irak bölgesinden sonra tüccar adı altında Horasan bölgelerine giderek, Kur’an ve Ehlibeyt’ e dayalı İslamiyet’ in ve hilafetin hakimiyetini sağlamaya çalışıyorlardı. Emeviler’ in artan zulüm, işkence ve hukuk dışı uygulamalara karşı Önceleri Hz. Hüseyin, sonra da Abdullah b. Zübeyr‟in başlattığı mücadele, İmam Zeyd‟in şahsında zirveye ulaşmıştır. Ancak bu liderlerin çok acımasızca şehit edilmesiyle birlikte Emevi zulmünden iyice bunalan Hz. Peygamberin diğer akrabaları da kurtuluşu Türkistan’ a ve Türklerin yanına göç etmekte buldular. Perişan bir vaziyette göç ederek onlara sığınmaları, Türklerin Ehlibeyt’ e muhabbetini daha da kuvvetlendirmiştir. Çünkü Türkler, Emevilerin Arap ırkçılığına da yalı siyasal İslamcılığına karşı Ehlibeyt’ in sevgi ve hoşgörüye dayanan iman prensiplerini seviyorlar ve benimsiyorlardı.

 

Bütün bu hadiselerden çıkar sağlamak isteyen Hz. Peygamberin amca soyundan gelen Abbasoğlu İbrahim, İsfahan’ lı bir Türk olan Ebu Müslim’ i propaganda maksadıyla Horasan’ a yolladı. Horasan’ da İbrahim lehine propaganda yürüten Ebu Müslim, Bununla da yetinmeyerek Horasan ve civarında ki bölgeleri iki kez dolaşarak Abbasoğulları’ nın faziletlerini Hz. Peygamber ve Ehlibeyt’ e yakınlıklarını asıl hilafet sahibi olduklarını, Emeviler’ in yaptığı zulümleri, işledikleri cinayetleri ateşli ve etkili konuşmalarıyla anlatarak İbrahim’ e halktan biat alıyordu. Türk olmasının da büyük bir faydasıyla kısa sürede etrafına çok sayıda insan topladı ve açıktan Emevi Devletine isyan bayrağını çekti. Horasan ve civarını baştan başa hakimiyeti altına alan Ebu Müslim, Emeviler’ in Irak’ ta ki egemenliğine son verdi. Halife Mervan, son olarak Zap suyu kenarında Abbasilerle yaptığı savaşta kesin yenilgiye uğradıktan sonra Mısır’ a kadar kaçmışsa da saklandığı yerde Abbasiler tarafından yakalanarak öldürülmesi neticesinde, Emevi Devleti tarih sahnesinden çekilerek yerini Abbasi devletine bıraktı.

 

Emevi Devleti’nin yıkılmasından sonra Kufe’de bulunan Abbasoğullarınan Ebu Abbas Seffah’ ın  halifeliğini ilan etmesiyle 750 yılında Abbasi Devleti kuruldu. Abbasi Devleti’nin ilk halifeleri zamanında İslam orduları ile Müslüman Türk boyları Anadolu’nun doğusunun fethine iştirak ettiler. Halk arasında iyi  bir itibar kazanan ve onlar tarafından sevilip sayılan Ebu Müslim, halife Mansur tarafından tahtının tehlikeye girdiğini bahane ederek katledilmiştir.

 

İmanı Ali Rıza’ nın veliahtlığı döneminde önemli görevlere getirilen Türkler zaman içinde Abbasi yönetiminde söz sahibi olmaya ve kendilerini kabul ettirmeye başlamışlardır. Kendisine suikast düzenleyen Arap komutanlara ve İranlılar’ a güvenmeyen halife Mutasım, çoğunluğu Semerkant, Fergana, Usruşana ve diğer Türk bölgelerinden büyük paralar harcanarak getirilen ve genelde Türklerden oluşturulan üç bin kişilik bir ordu kurmuştur. Mutasım; Bağdat’ a bir günlük mesafede Samarra şehrini kurarak buralara önemli Türk komutanlarını ve askerlerini yerleştirmiştir. Abbasi ordusundan yükselip başarı sağlayan Türkler, islamiyetle düzenli bir şekilde tanışmışlardır. Türkistan’ a giden tüccarlar, şeyhler gibi faktörler de, Türkler arasında İslam’ ın yayılmasına katkı sağlamışlardır. Türklerin yerleştirildiği Samarra şehirlerine Abbasi Halifeleri imam tayin ediyorlar, bunlarda Kur’an’ ın Türkçeye çeviriyorlar, Türkler tarafından anlaşılmasını tesis ediyorlar, peygamberin hayatını ve sünnetini anlatıyorlardı. Horasan Fatihi İmam Ali Rıza’ yla genişletilen Ehlibeyt’ in Türkleri İslamlaştırma siyaseti, Arap ırkçılığını öngörmeyen evrensel bir İslam inancıydı. Bu ilişkiler evlilik yoluyla da sıkılaştırılmış ve şehirleşmiş Türkler artık çeşitli büyüklükte, oba oba Müslümanlaşıyor, henüz göçebe olanları ise, eski dinleri Şamanizm ile yoğrularak İslam’ ı benimsiyorlardı.

 

Türkler için tabir edilen ‘’Oğuz’’ kelimesi zamanla ‘’Türkmen’’ olarak kullanılmaya başlanmış ve 960 yılın da Karahanlı Türk Hakanı Satuk Buğra Han’ın himayesinde 200 çadırlık bir Türkmen kitlesi toplu olarak Müslüman olmuştur. Bu geçiş neticesinde Türk Ata, Dede ve Babaları hem Şamanlara, hem Evliyalara, hem de İmamlara benziyordu. Bu sebeptendir ki Türk Alpleri, (kahramanları)  zaman içinde İslami bir kimlik kazanarak Alp-Eren ismiyle kutsileşmiştir

 

İslamlaşma sürecini Ehlibeyt imamlarının öncülüğünde devam ettiren Türklerden bir bölümü itikat bakımından bir Türk aileye mensup olan İmam Maturudi’ nin  Ehli Sünnet anlayışını benimsemişlerdir. Türkler Fıkhi yönden ise, yine bir Türk aileye mensup olan İmam Azam Ebu Hanife’ nin fıkhını benimsemişlerdir. Bu cihet de olan Türkler, siyasi tercihlerini de Hz. Ali ve Ehli Beyt tarafına kullanmışlardır.

 
Etiketler: TÜRKLER, VE, İSLAM,
Yorumlar
Haber Yazılımı